bursa escort bursa elit escort görükle escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan vip transfer alanya porno izle porno izle sikiş izle sikis izle mobil porno izle porn izle hd porno izle canlı casino makrobet kacak bahis
Bugun...



HURAFE TOPLUMUN SİYASAL MÜHENDİSLİĞİ

Mustafa Türker: HURAFE TOPLUMUN SİYASAL MÜHENDİSLİĞİ

facebook-paylas
Tarih: 16-12-2020 01:30

HURAFE TOPLUMUN SİYASAL MÜHENDİSLİĞİ

Tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz… #Anonim

 

Toplumlar, tarihin en ilkel çağlarından başlayarak her devirde belirli inanç sitemlerinin etkisinde gelişen din, felsefe ve ideolojiye göre kendileri için geliştirdikleri yöntemlere uygun hareket ederler ye da ettirirler. Stratejik açıdan başkalarını yönetme dürtüsünün altında yatan, toplumsal işbirliği gereksinimidir.

 

Tarihsel süreçte çağın dönemsel özelliklerini belirgin nitelikleriyle şekillendiren, çağın göze çarpan kişilerinin karakterleridir. Tarihin akışına dik duruşlarıyla başkaldırmış olan asi karakterli kişiliklerin üstün aklında yaratılmış ihtişamlı muazzam fikirlerin eserleri, şanlı tarihin tozlu sayfalarına, bilimsel bir şekilde silinmez mürekkeple yazılmıştır. Tarihin dışına itilmişlerin haklı gösterilmesinin savunulmasının avukatlığına soyunmuş, güç kazanmış zayıf karakterli ruhsuzların, fikirleri ya vardır ye da yoktur. Bu bağlamda siyaset sosyolojisinin kökenleri de tarihin en ilkel zamanlarına kadar gider.

 

Masallar masal diye, efsaneler de efsane diye anlatılmalıdır. Boş hurafelerin dogmatik inançlarını hakikatin kendisi diye öğretmekten daha korkunç bir şey olamaz. Etik olmayan bir şekilde bundan daha çok korkunç olan ise, çocuk aklının bunları kolayca kabul etmesidir. Çocukça saflıkla çocuk aklı bunları kabul eder ve bu yanlış şeylere masumane inanır. Bu kalıplaşmış yanlış dogmatik inançlardan arınmak bir ömür boyu uzun yıllar alır ve maalesef insanların büyük bir çoğunluğu da bunlardan kurtulamaz. 

 

Toplumun genel kabul görmüş geleneksel sosyolojisinde, insanlar bu boş hurafelerin parıltılı inançlarına gerçekmiş gibi inanıp dört elle sarılırlar ve uğruna her zaman dövüşmekten, hatta savaşmaktan da vazgeçmezler. Kalıplaşmış yalan yanlış dogmatik inançları uğrunda, her zaman daha çok savaşmaktan da asla vazgeçmezler. Zira inanıp tapındıkları boş inançlarına öyle tutkuyla bağlıdırlar ki elle tutulur yanları olmayan bu boş hurafelerin inançlarının, çürütülüp ortadan kaldırılması da olanaksızdır. Hurafeler; kısır döngüsel zihin haritalarının hologramlarında, uygarlıkların beşiğinden uzaklaşarak, inançsal kara deliklerin boğucu etkisinde her şeyi yutarak soğurmaktadır.

 

Dogmatik inanç sistemleri kelebek etkisi yaratır; yani görünüşte basit, küçük ve önemsiz gibi görünen olguların, nesnelerin, edimlerin ve olayların netice itibarıyla doğurduğu sonuçların çok daha büyük etki yaratabileceği fikridir. Bu bağlamda, sıradan basit önemsizmiş gibi görünen ye da öyle algılanan olayların, komplike karmaşık sistemler üzerinde, doğrusal olmayan yaptırım gücünün çok daha büyük etkiye sahip olmasıdır. Dünyanın bir başka noktasında bir kelebeğin kanadının hafifçe çırpması sonucunda havada oluşturduğu basınç, bir başka yerde, dünyanın öbür ucunda kasırgalar doğurabilir. 

 

Zamanın etkisinde geriye doğru çocukluğun kökenlerine yapılacak, bulunmuş psikolojik metodik bir yol ile çocukların dünyaları, psikolojileri, akıl ve düşünme yapıları ile inançları üzerindeki asimetrik kodlama, robotik yapay zekâ planlamasıyla nakşedilmektedir. Teorik hurafe lehimleme projesi, çocuk dünyalarına her seferinde türlü küçük müdahalelerde bulunarak, ( tv programları ve yayınlarında 17. kare etkisi ve bilgisayar oyunları, çizgi filmler gibi ) farklı yöntemlerle dizayn eder. 

 

Son tahlilde, mikro düzeyde etkisizmiş gibi görünen küçük değişiklikler, çocukluktan başlayarak insanların yaşam şartları üzerinde kalıcı etkenlere neden olup, tahribatlara yol açar. Psiko-sosyal karakter mühendisliği teknik yöntemleriyle, yaşayan canlı klinik laboratuvar ortamına çevirdikleri toplumda, çocukluklarından itibaren insan geçmişlerine bakılarak, geleceklerinin kurgulanması ve sonuçları itibariyle, kitlesel yığınların davranışlarına istedikleri doğrulta yön verebilecekleri, hurafe toplumu modeli oluşturdular. 

 

Değişken şartlar altında sosyolojik simülasyon oluşturarak, değişik sosyal grupların içsel dinamiklerinde aidiyetini bulmuş insan topluluklarını, bilemedikleri konularda düşmanca korkularla ürkütmekteler. Zaten hiç var olamamış, olamayanlara da, tamamen yok olma korkusunu aşılayıp statükoya bağlamaktalar. Güvenlikçi kaygılarla, tüm kişilik haklarından kolayca vazgeçirilmeye ikna edilmiş, etki alanları altındaki toplumun, esir alınması çok kolay olmuştur. Bütün dogmatik dinsel inançlar, yanlışların hurafeleriyle doludur. 

 

Kendisine saygısı olan birey tarafından bu tür inançlar nihai gerçeklik olarak kabul edilmemelidir. Memleketin; mukaddesatçı, muzur muhafazakâr, hayali hortlak siyasetinin uygulayıcısı, güvenlikçi politikalarını memleketin yüksek menfaatleri ve bekası için değil, tamamen kendi siyasal iktidarının mevcut konumunun muhafazası için üretmiştir ve iktidardan gitmemek içinde her seferinde bir başka hurafelerinin hortlak düşmanını üretmeye devam edecektir.
Eğitim ve öğretim tedrisatı bilimsel temellerinden koparılarak, teolojik temelli metafizik kavramlarla anlatılmaya çalışılan olgularla biçimlendirilmiştir. Bilim felsefesi terk edilip, bunun yerine de bilimsel nesnelliğini yitirmiş soyut uhrevi âlemin teolojisi esasa alınmıştır. Pozitif bilimlerin kendine özgü neden sonuç, nedensellik ilkesi terk edilerek, deney gözlem ve tekrara dayanan kuramsal teorik yapısı yok sayılmıştır. 

 

Bilim ve akademi illiyet bağı zayıflatılarak, bilim felsefesinin yöntem bilimsel sistematiğinden koparılmıştır. Akademik bilimsel bilginin üretilmesinde gerekircilik yok sayılmış, genel manada kavramlar kargaşası, bilimsel terminoloji ve akademik çalışmalardan bağımsız olmaksızın, yaygın hale getirilmiştir. Yönetsel ve mali idari açısından akademi, kurumsal özerkliğini ve bağımsızlığını yitirmiştir. 

 

Bilimsel gelişmeler teknoloji yaratmada yetersiz kalmış, bütün bunların gölgesinde teknoloji eksenli ilerleme ve bütünleşme de mümkün olmamıştır. Teknoloji yeteneği; bilim felsefesinin eseri olan, bilimsel alt yapısı gelişkin, eğitim ve öğretim sistemlerinin gelişmeye açık bilimsel örgütlenmesine paralel olarak, yapısal bağımsızlığı ve idari özerkliğiyle olanaklı hale gelir.

 

İnsanlar yükseldikçe söylem ve eylemlerinde tutarsızlıklar baş göstermeye başlar. Zira artık beyin sağduyuya odaklanmaktan uzaklaşıp, sağlıklı ve akli selim düşünerek davranmak yerine; bulunduğu yerden düşmemeyi, konumunu kaybetmemeyi ve sahip olduklarını yitirmemeyi öncelikler. Denge kuramının psikolojik rasyonalitesinde denge kontrolü kaybolur ve denge yitimi tutarsızlıklar yaşanır. 

 

Düşünme hakkı çocukluktan başlayarak insanlara bahşedilmiş kutsal bir lütuftur. Bahşedilen bu nimetten yeterince ilham alınmalıdır. Çünkü düşüncelerin yetersiz, eksik, hatalı ve hatta yanlış olması hiç düşünmemekten çok çok daha iyidir. Çağlar boyunca daha iyi, daha güzel ve daha aydınlık bir dünya isteyen insanlar düşünceleri uğruna çok büyük acılar çektiler. 

 

Düşüncelerini savunurlarken her şeylerini kaybetmekten zerre kadar korkmadan, dik durup geri adım da atmadılar. Bedelini, sevdikleri de dâhil olmak üzere, canlarıyla öldürülmek pahasına ödediler. Siyasal iktidarın düşünceyi ve düşünenleri her türlü baskıcı korku ikliminin despotik kaşıma özgürlüğünde somutlaştırarak sonlandırılması girişimlerine, asla müsaade edilmeden topyekûn direnilmelidir. Ulusal aydınlanmanın ışığı tamamen söndürülmeden, evrensel düşünme özgürlüğünün sonsuzluğunda, özgür düşüncenin aydınlık ışığına, ülke genelinde tüm ulusal güçler hep birlikte sahip çıkmalıdırlar.

 

Bu anlamda yaşadığımız günlerin anlam ve önemine binaen geçmişin bağrından çıkıp da günümüze kadar gelen gerçek yaşam öyküsünün anekdotuyla konuyu bağlamak istiyorum:  ‘’ İskoçya’nın kırsal kesimde ziraat ve tarımla uğraşan fakir çiftçi Fleming, bir gün tarlasında çalışırken acı acı çığlıklar işitir ve hemen işini gücü bırakıp, alel acele can çekişen çığlıkların geldiği yere koşar. Çığlıkların geldiği yere varınca, küçük bir çocuğun bel üstüne kadar bataklığa saplanmış, kurtulmak için çırpındığını görür. Korku içinde panikleyen çocuk, avazı çıktığı kadar bağırıp çırpınırken, bataklığa gömülmeye devam eder. Çiftçi Fleming büyük bir özveri ve cesaretle çocuğu bataklıktan çıkarıp, ölmekten kurtarır… 

 

Bu olaydan birkaç gün sonra çiftçi Fleming’in evinin önünde gösterişli bir araba durur ve içinden şık giyimli bir adam iner. Her tavrı ve haliyle İngiliz aristokrat sınıfına mensup olduğu bellidir. Asillere mahsus nezaket ölçüleri içinde nazik ve kibarca bir şekilde selam vererek, kendisini tanıtarak: Bay Fleming ben kurtardığınız çocuğun babasıyım, diyerek de kendisini takdim eder. Sonra da konuşmasını sürdürerek; oğlumu ölümden kurtardınız, size minnettarım. Yaptığınız bu kahramanca iyiliğinizin karşılığını vermek için buraya geldim, der. 

 

Yoksul ve onurlu çiftçi Fleming;  bunu kabul edemem diyerek, kendisine verilmek istenen ödülü nazikçe geri çevirir. Konuşmaların geçtiği esnada kapı eşikliğinde olup bitenleri meraklı bakışlarla izleyen, küçük çocuğa takılır gözleri, aristokrat İngiliz asilzadesinin. Aristokrat: bu senin oğlun mu? Diye sorar. Çiftçi Fleming gururlanmış bir tavırla kendinden emin bir halde; evet der… Her iki yetişkin adam çocuğa bakarlarken, aristokrat asilzade çocuğun babasına bir teklifte bulunur: Gel seninle bir anlaşma yapalım, biliyorum çok zor bir şey senden isteyeceğim, oğlunu bana ver, iyi bir eğitim almasını sağlayayım. 

 

Karakteri babasına benziyorsa, ileride gelecekte gurur duyacağın bir evlat ve bir kişi olacaktır, der. Fleming kendileri için çok zor olan bu teklifi oğlunun istikbali için kabul eder… Aradan çok yıllar geçer. Aristokrat asilzadenin himayesi ve desteğinde eğitim gören çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St.Mari’s Hospital Tıp Fakültesi’nden başarıyla mezun olur...  Bir zaman sonra aristokrat asilzadenin oğlu ölümcül zatürreye yakalanır. Peki, bu sefer aristokratın oğlunu ölümden ne mi? kurtardı… ’’ PENİSİLİN ‘‘ Peki kimdi bu? İnsanları ölümcül hastalıktan kurtaran aşıyı bulan insan. İşte o insan Fakir Onurlu Çiftçi Fleming’in oğlu ‘’ SIR ALEXANDER FLEMİNG ‘’ …

 

Cumhuriyetimizin kurucu unsurlarının asil ruhlu insanları, ülkemizin kalkınması için, fakir fukara halkımızın çocuklarından, kimsesizlerin kimseleri olan çocuklarımızdan, cumhuriyetimizden büyük bir devlet yaratırlarken; aristokrat asil ruhların davranışlarına haiz erdemler sergilediklerine, tarihin huzurunda şahitlik ediyoruz. Köy Enstitüleri de dahil olmak üzere, bir çok alanda yaptıkları devrimsel nitelikte ilerici hamleler ve revizyonist uygulamaları, tarihin akışana asi devrimci bir başkaldırıydı. 

 

Cumhuriyetimizin ONURLU ASİL ruhlu insanları bu yaptıklarıyla, dünya tarihinin altın sayfalarına, altın yaldızla adlarını yazmışlardır. ( Cumhuriyetin en güzel gözlü maarif nazırı Hasan Ali Yücel’in; yazılı sınavda en yüksek puanları alan, oğlu Can Yücel ile arkadaşı Gazi Yaşargil’i arasında, mülakatta tercihini Gazi Yaşargil’den yana kullanarak, O’nu yurt dışına eğitime göndermesi, bu insanların erdemlerini en iyi şekilde gösteren örneklerden sadece birisidir. Gazi Yaşargil dünyanın en iyi tıp doktorlarından biri olmuştur. Can Yücel de ülkemizin dünya çapında entelektüel aydın şair, yazarıdır ) 

 

Geldiğimiz noktada, asaletin ve onurun ne kadar önemli olduğunu, insanı gururlandırdığını bir kez daha iyi anlıyoruz. ‘’ Bizden olsun da ne olursa olsun, bizim olsun ‘’ diyen, ilkelliğin bağnaz cahilliğinin, kaptı kaçtı harami mantalitesi, çalıntı sorular, kopya ve uyduruk mülakatlarla, her alanda yok edilmiş yetenekli ve zeki çocuklarımız ve onların gasp edilen gelecekleri ve daha neler neler… 

 

Yaz yaz bitmez… 

 

Uyan artık aymazlık uykularında ey halkım, yok edilen senin yarınlarındaki neslin. Yeter artık karanlıklara boyun eğdiğin ve aydınlığın ışığının peşinden gel artık, kendin ve gelecek nesillerin için. Yarınlarımızın umudu, geleceğimiz olan çocuklarımızı, çok fazla mutlu ederek biraz olsun şımartmaktan asla korkmamalıyız.

 

Mutluluk sevginin büyüdüğü yerdedir ve hayallerine ulaşmaları için güzel düşler kurmalarına ilham verelim. 

 

‘’ bugünlerden geriye, bir yarına gidenler, bir de yarınlar için direnenler kalır. ‘’







FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SİYASET Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI