bursa escort bursa elit escort görükle escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan vip transfer alanya porno izle porno izle sikiş izle sikis izle mobil porno izle porn izle hd porno izle canlı casino makrobet kacak bahis
Bugun...


Mustafa TÜRKER

facebook-paylas
NESLİNİN GELECEĞİNE SAHİP ÇIK
Tarih: 13-01-2021 21:40:00 Güncelleme: 13-01-2021 21:40:00


‘’ EYLEMLERİ SÖZLERDEN OLUŞANLARA DEĞİL, SÖZLERİ EYLEMLERDEN OLUŞAN İNSANLARA GÜVENİN… ‘’ #Platon  - 

***

Ancak okuyan beyinler zincirlenemezler. Çok okuyan ve bilginin gücüne inanan her insan, karşılıklı diyalogların müzakere yöntemlerinde konuşmayı tercih eder. Karşıt fikirlerin düşüncesinde, kendini farklı yerde konumlandırılmış ve bizden olmadığına dair kesin kanaat getirmiş kişiler, gruplar ve kitleler için önyargılarımızdan arınmış iletişim tekniklerini benimseyerek, konuşmanın derinliğinde anlayışlı ve iyi niyetli bir yaklaşım sergilemeliyiz. 

 

Ortak paydaların düşünsel çemberlerinde fikir birliğinde buluşmanın ana temasını da bu çerçevede oluşturmalıyız. Sözcükler sadece içimizdeki duyguların değil, zihin haritalarımızı yansıtan düşüncelerimizin de aynasıdır. Sözel ifadelerimiz, sözcüklerin kullanımına dayalı kişiselleştirilmiş öznelliğimizi oluşturan hayat görüşümüz ile düşünce ve fikir dünyamızın dışavurumsal yansımasıdır. Özenle seçtiğimiz terminolojimizde kullandığımız hecelerin kelimeler öbeği sözcük cümlelerinin dizgesel yapısında, kavramsal olguların nesnel içerikleri ve kişiler üzerinden yaptığımız örneklemlere dayalı açıklamalar, betimlemeler ve tanımlamalar da bu kapsamda dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.

***

II. Dünya savaşı öncesi, başta kıta Avrupa’sı ülkelerinde olmak üzere, dünya genelinde yaşanan ve faşizmin gelişip güçlenerek palazlanmasına yol açan, sermaye sınıfının dikta rejimlerine siyasal desteği ve finansal fonlanmasının tarihsel sürecinin bir benzeri de günümüz pandemi koşullarında yaşanmaktadır.  Sermaye sınıfı, burjuva devletin iktidar erkini elinde bulunduran otokratik rejimleri destekleyerek, faşizmin; ortak çıkarların işbirliğinde sağladığı sınırsız imkânlarından istifade edip sivrisinekten adeta yağ çıkarır. 

 

Sermaye sınıfı, burjuva devlet temsilcilerinin yasaları aşındıran faşizan uygulamalarıyla, demokratik kitle örgütlerinin boğazına çökülmesini de gizliden gizliye destekler. Diğer yandan da burjuva devletin yaşamsal varlığını sürdürüp, iktidar gücünü elinden kaçırmaması adına, samimiyetten yoksun ikiyüzlü riyakârlığın çirkin maskesinin arkasından, yüksek perdeden demokrasi havariliği yapmaktan da geri kalmaz. Sermaye sınıfından oluşturulan burjuva devletinin tek kişi iktidarında, yapılan her türlü faşizan baskılara, yıldırmalara ve zulme boyun eğmeden, tüm zorluklarına rağmen, 21. yy sivil toplum örgütlerinin yüzyılı olabilmesi adına, örgütlenmiş topluma dönüşebilmesi, olmazsa olmaz bir ön koşulumuzdur. 

***

İktidarı, eninde sonunda yitirecek olmanın verdiği korkunun acizliği içerisinde, kaybetmemeye odaklı siyasal stratejilerinin merkezinde, ellerine geçirdikleri devlet gücünün sihirli bir küre içerisinde korunması ve sonsuz iktidar aşkıyla; gücün, hep onların hegomonik tahakkümünde tutulması var. Ülkeyi, toplumu, insanları, canlıları doğayı ve her şeyi, hiçbir şekilde düşünmeyip, sadece sonsuz iktidarın şartlı refleksine sahip, siyasal anlayışlarının yegâne varsıllık gayesi de kendi bekalarıdır. Değerlerden yoksun siyasal İslam; dogmatik ideolojisinin siyasal tabanını oluşturan; maddiyatçı, dinci, muhafazakâr nasyonalist kitlenin desteğini nasıl? Pekiştiririm de iktidarımın devamlılığını daim kılarım, hesabını yapar. Oynak güç merkezlerinde kalmanım envayi çeşit yöntemleriyle, kitlesel değersizleştirmede, kullanılmaya müsait olanlarla, iktidarın açık güç alanlarında ortaklıklar oluşturulur 

***

Dünya ölçeğinde sürdürülebilir rekabet avantajları doğuracak öncelikler belirlenerek, reel sektörün ileri teknoloji ürünleri yatırımlarına ve ana girdileri oluşturan ithalat kalemlerinin yerel ekonomide üretilmesine yönelik, ‘’ Planlanmış Ulusal Üretim Ekonomisine ‘’ ulusal kaynakların tahsis edilerek aktarılması olmazsa olmaz öncelikli reel politik stratejimizi oluşturmalıdır. Bu anlamda ele nihayetinde devletçi politikalarımız devreye sokulmalı, merkezi kapitalist piyasa ekonomisinin güçlü ülkelerinin yaptığı benzeri uygulamalarda da görüldüğü gibi, ulusal sınırlar içerisinde devletçe desteklenip güçlü yapılar oluşturularak korunup geliştirilmeli, çok uluslu uluslararası rekabette ise mütekabiliyet ilkesinde korumacı politik stratejilerimizin ana eksenini oluşturup çok acil uygulamaya koymalıyız. 

***

Kamunun ve ulusun tamamının yararı gözetilmek koşuluyla, her açıdan sübvanse edici teşviklerle, uluslararası rekabette avantajı üstünlüğünü ele geçirebileceğimiz Planlanmış Ulusal Kalkınma ( PUK ) modeli eylem planı, tüm tarafların katılımıyla derhal hazırlanmalıdır. Değişen yeni dünya düzeninin ve gelecek çağın gereksinimlerini karşılayacak süreç haritaları oluşturularak; kısa, orta ve uzun vadede çığır açıcı ve çağ atlatıcı aksiyon planlarımızı hiç zaman kaybetmeden oluşturmak mecburiyetindeyiz. Çağımızın, emek yoğun, teknolojik alt yapısı yetersiz ekonomik modelinden derhal ve ivedilikle çağı atlatıcı; siber teknolojik, bilişim ötesi, robotik kodlama, yapay zekâ ve geleceğin uzay enerji çağına göre PUK modeliyle oluşturacağımız genetik değerlerimizi kadim ulusumuzun geleceğine kodlamalıyız 

***

Dış ticaret anlaşmalarında bizim açımızdan tek taraflı bağımlılık yaratan, ekonomik rantabiliteden yoksun, giderek değersizleştiren ikili ve çok taraflı uluslararası ticari işbirliği anlaşmalarının tamamı yenilenerek, karşılıklı çıkarlar gözetilerek revize edilmelidir. Bizim aleyhimize olan tek taraflı bağlılık içeren taahhüt altına girdiğimiz ve ulusal kaynaklarımız sömürüp tüketen her türlü anlaşmalar feshedilmeli, mevcut iktidarın ulusal ve uluslararası boyutlarda yol açtığı kayıplar ile ülkemize verdiği zararlar, uluslararası sistemin kendine has işleyiş mekanizması içerisinde, tazmin edilmelidir. ( PUK )

***

Mukayeseli üstünlükler teorisinde en avantajlı konumlardan birine sahip olduğumuz genç nüfusumuzu, PUK modelimizin merkezi nirengi noktasında, belirleyici etkin aktörler halinde konumlandırmalıyız. Mukayeseli üstünlüklerdeki bu avantajımızı, çok uzun bir süre ve asla geri kazanmayacağımız biçimde, tamamen yitirtmek isteyen, emperyalizmin emrindeki, mevcut yerel iktidar, büyük bir günahın vebali altındadır. Ki burada açıkça belirtmekten imtina etmiyorum; emperyalizm, bu genç nüfus avantajımızı çok önceden görüp tespit ederek, kimsesizlerin kimsesi olan cumhuriyetimizin genç nesillerinin, yok edilmesi için mevcut tüm imkânlarını seferber etmiştir.

***

II.Dünya savaşını takip eden süreçte ve 1950 yılında çok partili demokratik sistemi uygulamaya geçtiğimiz günden bugüne emperyalizm, ülkemizde siyasal iktidarı ve çevresindekilerini, kendi amaçları doğrultusunda kurgulayıp, siyasi kaderimiz üzerinde müdahil olmuştur. Yurdumuzda 1950 yılından itibaren, sermaye partilerinin emperyalist batı yanlısı iktidarlarının izlediği politikalarla; cumhuriyet tarihimizde yaptıklarıyla, genç nesillerimizi nasıl? Kıyıma uğrattıklarını, yaşadıklarımızla hepimiz çok iyi bir şekilde biliyoruz. Günümüzde de bu kıyım, vahşi bir cangıla dönüşen kadim topraklarımızda çok daha vahim boyuta ulaşmış olup, son sürat devam etmektedir. 

 

Genç İnsan Değerimizle, tarihin yeniden yazıldığı; çağın, zamanın ve her şeyin çok çabuk ve hızlı bir şekilde değiştiği zamanın ve tarihin eşiğinde; mukayeseli üstünlüklerde muazzam bir rekabet avantajına sahibiz. Emperyalizmin dizayn ettiği bugünümüzün reel politik konjonktüründe, günümüz siyasal iktidarı, 1950 yılından beri başlanarak bizim topraklarımız üzerinde sergilenen karanlık politikaların; en ilkelini, en yozlaşmışını ve en baskınını, pırıl pırıl ışıyan genç neslimiz üzerinde uygulamaktadır. Eşitsizlik temelli, yetkinlikten yoksun yetersizlerin partizanca kollanıp yüceltildiği, hak edilmiş liyakatlerin hiç edildiği, ‘’ benden olsun da gerisi ne olursa olsun ’’ yamyam zihniyetinin vahşi cangılın da gerçek değerlerimiz olan genç nüfusumuz maalesef orta çağ karanlığına itilerek yok edilmek üzere. 

***

Geleceğimizin teminatı genç nesillerimiz, mukayeseli üstünlüklerde dünya ile rekabette hiç şüphesiz muazzam derecede ülkemize üstünlük ve avantaj sağlayacaktır. Kendilerine; eşit şartlarda fırsat tanınıp olanak sağladığında da neleri başardıklarını ve neleri başarabileceklerini, dünya ölçeğinde gelişmiş addettiğimiz ülkelerde sergiledikleri başarılı çalışmalardan da bunu açıkça anlayabilmekteyiz. Hiç zaman kaybetmeden öncelikli yapmamız gereken ilk ve tek şey; bize, devletimize, ulusumuza çağ atlatıp çığır açtıracak bu nesillerimizi bu karanlık çağdan çekip kurtarmak ve hak ettikleri yerlere getirip imkanlar sunmak hepimizin boynumuzun borcudur. Bunun için bugün bile yarından çok geçtir. 

 

PUK modeline göre yeniden oluşturulacak; tek çatı altında toplanmış, ulusal değerler temelli, devlet kontrollü merkezi eğitim sisteminde çocuklarımız; doğumlarından itibaren eşit şartlar altında, ayrım yapılmaksızın; yetenek ve zekâlarına uygun şekilde temelden eğitilip gelecek için hazırlanılması kaçınılmaz bir zorunluktur. Aksi takdirde Rönesans’ı ıskaladığımız gibi, siber uzay çağını da kaybederiz.

***

Kadim devlet geleneğimizden doğan yüzyıllık demokratik kurum ve kuruluşların nerdeyse tamamını yok etmekten beis duymayan; neo liberal, islami nasyonalist, otokratik faşizmin siyasal iktidarı; bu kadim toprakların kadim ulusumuza; tarihinin en ağır ekonomik koşullarını ve en acı günlerinin kara yazgısını yaşatmaktadır. Otokratik iktidarın kendi kararlarından doğan, telafisi mümkün olmayan çok ölümcül hatalarının, ağar bedellerinin etkisi, nesiller boyu sürecek ve çok kolay bir şekilde de ortadan kaldırılamayacaktır. Sabrında sınanan halkımıza yaşatılan, mevcut kötü tablonun ağır faturasının acı reçetesini,  kan kusturularak kuşaklar boyu ödetecekler. Öte yanda amorf bir siyasal sitem ile akıldan yoksun çarpık ekonomik yapı ve de dejenere olmuş toplumsal formasyonu, bizlere miras bırakacaklar. 

***

Acıların rengi dili ve ayrışımı olmaz, acılar insanlığın ortak vücut bulmuş varlığıdır. Kanayan yaralarının kabuk bağlamayan acılarına tütün basmış insanlar güzelleştiriyor yeryüzünü. 

Kalplerinizdeki yarınlara dair umut ışığı hiç sönmesin. 

Mücadelede bugün artık yarından da geçtir. 

Mücadele umuda can verir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI