Bugun...


Mustafa TÜRKER

facebook-paylas
OTHELLO SENDROMU - PATOLOJİK KISKANÇLIK
Tarih: 11-08-2020 09:40:00 Güncelleme: 11-08-2020 09:43:00


" Her Görüş Gerçeğin Diğer Yarısıdır ve Yanlış İnsanlar ile Doğru Yola Gidilemez "

 

Ruhlarını ve zihinlerini yormayanlar bilgelik kapısının eşiğinden içeriye adım atarak, doğru ve de eksiksiz bilgiye ulaşamazlar. Gerçek saf haliyle bilgelerin bilgisinin olağanüstü ihtişamının içinde kozalanmıştır. Bilge insanların evrensel düşüncesinde gelişen aklın gücü, hurafelerin saltanatına daima son vermiştir. Bu durum; bilimsel aklın karşısında amansız bir direniş gösteren en kıt akıllıların da çok iyi bildiği nesnel objektif bir gerçekliktir.

 

Ruhu daima çocuk kalan bilge aklın şairane zekâsı, felsefik düşüncelerin bilim ağcının dallarında çok nadide meyvelerini verir. Ussal dünyalarımızın gerçeklerine ve imgelemlerimize seslenen düşünceler salt manada yok olmazlar. Kaynağını nesnelerin olgusal düzleminde düşünceden alan eylemlerimizi de bu bağlamda düşüncenin gücü belirler. 

 

Birbirine eşdeğer gibi görünün simetrik bağlantısızlıkların ayrımsal yapısal özellikleri, düşüncelerin farklılığına işaret eder. Düşünsel uslamlamalar eylem dinamiklerimizin temel zekâ altyapısını oluşturursa, düşünce ile ilerleme kaydetmek somut eleştirel zekâyı da son derece geliştirir. Son tahlilde kelimelerin nesnesel zihinsel görüngüleri biyolojik bir istisna olan " zekâ fenomeni " haline bürünür. 

 

Hastalıklı kirlenmiş zihnin yarattığı halüsinasyonlarla daraltılmış ussal düşünce kalıplarının ötesinde, bilim ve sanatla uslamlama yöntemlerine sıkı sıkıya bir disiplin ile bağlı olan bilimsel zekâ, bilgisini kendi içsel dünyaları içinde gerçekleştirmekle kalmaz, aynı zamanda var olmayan önsel ve sonsal yöntemlerin yardımıyla kılgısal ve kuramsal bilgeliğin ötesine geçerek, yüksel zekâ ürünü üst düzey çok boyutlu düşünce dünyaları oluşturur.

 

Gerçeğin paradigmasında alt zekâ ürünü düşüncesizlikler, hoşnut edici bir söylemle, demogojik örneklemlerle, ikna edici bir şekilde imrenme, haset, kibir ve de yoğun kıskançlık duygularıyla anlatılabilir. Saplantılı düşüncelerin histerisine kapılıp; haset duyguları içerisinde başkasında olan bir takım özellikleri ya da nesnelerin, imrenilerek kendisinde de olmasına patolojik düzeyde yoğun bir istek ve arzu duyan tamamlanmamış yarım karakterli kişiliksiz hegamon bir kitle var. Bu güruh; bilgelerin çeşmesinden su içmemiş, nehrin sularını tersine akıtmaya çalışan ergen kişiliğinde sıkışıp kalmış fert ve kitlesel yığınların toplumsal sosyolojisini oluşturmaktadır. Herhangi bir şekilde bilimden ve felsefî uslamlamamalardan bilinçli bir şekilde isteyerek ve/veya istemeyerek nasiplenememiş " Bende yoksa onda hiç olmasın, Ben olmazsam O hiç olmasın " diyen ilkel id’in alt formasyon patolojik eğilimi, organizasyonel yapıları içten içe kemirmektedir. 

 

Gıpta ederek farklılıkların kişisel özelliklerine imrenerek, duygusal açıdan kıskançlık hissetmek, yine aynı şekilde farklı dünyaların nesnelerine de büyük bir sahip olma duygusuyla kıskançlık ve de haset geliştiren, eksik kalmış birey ve olgunlaşmamış kitlesel yığınların son derece tutucu eğilimleri tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. Patolojinin temelinde yatan kendine olan özgüvensizlik, dile getirilemeyen değersizlik hissi ve içsel olarak ruhlardaki çaresizlik korkusudur. Elinde olan şeyleri ve nesneleri kaybetme korkusu üzerine kurulmuş, yoğun hasetlik duygularını içeren kişilik bozukluğunun tedavisi kesin olarak şarttır. Aksi durumda patolojinin kendisi toplumsal sosyolojiye dönüşür.

 

Kuramsal bilginin bütünselliğinde kişisel ve toplumsal yargı ve de yönetme iç içe geçmiş, ancak yaratıcı beyin ve zekânın nihai amacı; aklın, maddî ve manevî dünya üzerinde top yekûn tam bir hâkimiyet kurma gücüne erişebilmektir. Aklın bilincinde tüm güç argümanlarını içsel uykularından uyandırarak,  aklın gücünü iradi güç hali getirebilmek asıl olandır. Yanlış olgusal ögelerin bileşenlerinden hareketle gerçeklere ulaşmak imkânsızdır.
 Toplumsal evrimin en son aşaması olan toplumsal sınıf yapısının nesnelerin doğal yapısı ile hiçbir ilişkisi yoktur. Söz konusu bu yapı geçmişteki toplumsal gelişmelerin diyalektik ürünüdür ve gelecekteki toplumsal gelişimeler sürecinde kaçınılmaz bir şekilde değişecektir.

 

" Tavrın Değişirse Makûs Kader Olarak Gördüğün Kötü Talihin de Değişir "





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI