bursa escort bursa elit escort görükle escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan vip transfer alanya porno izle porno izle sikiş izle sikis izle mobil porno izle porn izle hd porno izle canlı casino makrobet kacak bahis
Bugun...


Mustafa TÜRKER

facebook-paylas
"SİYASAL ŞARTLI REFLEKS "
Tarih: 07-05-2021 10:47:00 Güncelleme: 07-05-2021 10:47:00


‘’ STRATEJİNİZ YANLIŞSA TAKTİK DOĞRULARINIZLA SAVAŞ KAZANAMAZSINIZ! ‘’

 

Ünlü Rus fizyolog Pavlov; "Şartlı Refleks" deneylerinde köpeklerine et verirken zil çalar ve bunu çok kez tekrarladığında, köpeklerin zil sesini işittiğinde et görmeden de salyalarının akmaya başladığını keşfeder. Hayvan familyasının " naturasında olmayan " herhangi bir uyaran ( zil sesi vb ), onu "doğasında olmayan" eti görmüş gibi aşırı heyecanlandırmaktadır. Deney esnasında sürekli olarak zil çalar ve zil sesine koşut bir şekilde hiç et göstermediğinde, bir süre sonra şartlı refleks söndüğünü görür. Dolayısıyla ‘’ Şartlı Refleksin ‘’ devamının sağlanması için arada bir et gösterilerek söz konusu istenen refleks pekiştirilmelidir. İnsan doğasına uygun bir biçimde adapte edilebilen şartlı refleks insanlara nesiller boyu öğretilerek kuşaktan kuşağa öğrenilmiş bilgilerin peşinen aktarılmasına dayanmaktadır. Haliyle ırk, din, dil vb bütün bunlar bize öğretilen değerler olup, bir başka deyişle, insanoğlunun şartlı refleksleridir. İnsan topluluklarına ait benzeri değerler eğer şartlandırılmış reflekslerle pekiştirilmezlerse zaman içerisinde sönerler.

 

Deneyleri esnasında bir gün Pavlov'un enstitüsünü kazara su basar. Köpeklerin bir kısmı bu esnada boğulur ve ölürler. Geriye kalan bir kısmı da olayın şok etkisiyle günlerce panik ve korku içerisinde titreşirler; çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler deney için tekrar enstitüye toplanır. Pavlov tekrar deney zilini çalar ve köpeklerin hiçbiri tepki vermez, tık yoktur. Deney ve gözlemleri neticesi nihayetinde Pavlov insanlık için şu müthiş sonuca ulaşır:

 

‘’Ağır Travmalar, Şartlı Refleksleri Ortadan Kaldırmaktadır ve Hayvan En Doğal, En İlkel Durumuna Geri Dönmektedir.’’

 

Siyasal iktidarlarının dayanağını oluşturan oy tabanlarını konsolide etmeye yönelik güvenlikçi politikalarının ana söylemi ‘’ vatanın bekası ’’ olup, dolayısıyla söz konusu şartlı refleks için de her gün şehit naaşlarının gelmesi öncellenir. Siyasal açıdan kurgulanmış, şartlı refleksli toplumsal taban kitlesi için geliştirdikleri politik söylemleri de "kanları yerde kalmayacak" mottosudur. Bu bağlamda, şartlı refleksli kitleyi, aynı zamanda siyasi hasım ve rakip olarak gördükleri seküler laik, demokrasiden yana Kemalist ve sol partilere karşıda siyasal amaçlar doğrultusunda kullanmaktadırlar. Yaşadığımız topraklarda yıllardır şartlı refleksin devamı, oynanan bu senaryo ile toplumsal düzeyde pekiştirilmektedir. Ülkemizde gelişen etnik kökenli siyasal çatışmalar ve kitlesel kalkışmalar ulusal düzeyde toplumun bir kesiminin milli duygularını ve tepkilerini körükleyerek siyasal şartlı refleksleri pekiştirmektedir. 

 

Emperyalistler sinsi savaşlarında psikoloji bilimini kullanırlar. Pavlov'un köpek deneylerinde olduğu gibi, etnik kökenli siyasal çatışmaların yarattığı ağır travmalar, ülke olarak bizim de şartlı reflekslerimizi oluştururlar. Bu bağlamda ayrıştırıcı etnik kökenli kitlesel kalkışma temelli güvenlik duygusu son tahlil de artık rasyonel geçerliliğini yitirmiş ve diğer taraftan toplum nezdinde de itibar görmemektedir. Ulusal birlikteliğimizi tahkim eden emperyalist siyasal yapılanma projesi yavaşça kırılıyor ve bu yapının ‘’ Toplumsal Şartlı Refleks Pekiştirmesinden ’’ kurtulduğumuz anda da genel manada ulusal bütünlüğümüzü yeniden tesis ederek bu topraklarda özlenen toplumsal barışı oluşturacağımız o güzel günleri de göreceğiz. 

 

Emperyalist tahkim politikasında izlenen temel stratejik yöntem; tehdit olarak görülen ulusların; ulusal bilinçlerinin, tarihlerinin ve benliklerinin sorgulanması, aşındırılması dolayısıyla o ulusun milli duygusunun yok edilmesidir. Etnik psikiyatrinin görev ve sorumluluk alanına girer ve son tahlilde de bir ulusun ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve reflekslerini nasıl yok edebiliriz? Üzerine odaklanılır. Bu politik psikolojik harp tekniğinin denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır: yok edilmek istenen " o ulusun özünü teşkil eden nihai devlet kurumunun meşru yapısının tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız!". Yani o ulusun tarihini yeniden tartıştırırsınız. Tarihin dönüm noktasında, zamanın ruhunda mevcut siyasal iktidarın koşullarında son on yıllardır yukarıdaki tanımlamaya uygun böylesi bir dönemden geçiyoruz. Tanımlamaya uygun Türkiye toplumunda Cumhuriyetimizin kurucu değerleri ve Atatürk çok mu yüceltiliyor? Karşıt anti tezi toplumda tartışmaya açılarak geniş toplumsal kitleye Cumhuriyetin kurucu değerlerinin ve Atatürk'ün ne kadar sıradan olduklarını kara propaganda ve ajitasyon yöntemleriyle gösterilmeye çalışması gibi. 

 

Bir başka yolu da mensubu bulunulan ulusal değerler üzerinden toplumsal aşağılanma, örneğin; Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar? Onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını çeşitli figüratif kurgusal şekiller üzerinden göstermek gerekir. Tartışılması gereken, öznesi hakikatleri içeren, ana toplumsal ve siyasal sorunlar yerine, "demokratlık" , "tartışma kültürü" adına neyi tartışmamız ve bizden neyi kabul etmemiz isteniyorsa? Belirlenen alanlarda dar kapsamlı yapay ve palyatif suni konuların sığı yüzeyselliği içerisinde boğulmamız sağlanıyor. Mesela Ermenilerle Türkler arasında ulusal bir düşmanlık mı var? Jenosit konusunda tarihsel belgelere dayandırılmayan tek taraflı nesnel olmayan tezlerle iki ulus arasındaki düşmanlığın politik olarak körüklenmesi gibi. Kürtler orada devreye girer ve bu düşmanlığın kökenlerini inceler, güya bunun rasyonel bilimsel gerçeklere aykırı bir şekilde pişirilip pişirilip servis edilmesi tanımlamanın muhteviyatının içeriğine girer ki Ermeni ve Kürt sorununun şartlı refleks pekiştirmesidir. 

 

Ermeni meselesinin tartışılmasında konunun özünden uzaklaştırılarak tarihsel kökenlerinin bağlarından koparılarak soykırımcı bir milletsiniz! Yaftası ile savaş ortamının kendine münhasır koşullarının yerine bambaşka bir gündem oluşturularak, tartışmanın boyutu bir başka tarafa çekilmektedir. Tehcir ile jenosit özdeşliği kurulmaktadır. Ermenilere soykırım uyguladınız! Tarihsel dayanağı olmayan emperyalist tezin karşısına sürdüğümüz antitez; ‘’ karşılıklı her iki ülkenin ve tarafsızlığı dünyaca kabul edilmiş, bilimsel hakikatleri arayan, tarihçilerinde içinde yer aldığı komisyonla aydınlatılsın ‘’ talebi, emperyalist baskılarla ret edildiğini görürüz. Emperyalist tahakküm siyasetinde bağımsız olarak objektif tarihçilerce problemlerin kökünden açıklığa kavuşturulması, asırlardır aynı coğrafyada içi içe geçmiş kültürel kaynaşmayla birlikte yaşayan her iki ulusun özündeki düşmanlıkları da sonlandıracaktır. Sorunun açıklığa kavuşturulması her iki ulusun lehine olup, emperyalist stratejik oyun teorisinde kullanılmışlığın da sonunu getirecektir. 

 

Geçmiş hataların altında yatan emperyalist tahrik ve kirli oyunlar ortaya çıkacağı için bu sorunun çözümlenmesi ve açığa kavuşturulması engellenmektedir ki halen günümüzde de ne yazık ki Ermeni ulusu kullanılmakta, maddi manevi birçok zorluklara ve acılara katlanmak mecburiyetinde bırakılmaktadır. Ermeni ulusu, ekonomik açıdan çok zor koşullarda yoklukla varlık arasında ülkesinde yaşam mücadelesi vermektedir. Oysa yurt dışında yaşayan ermeni diasporası, emperyalist vahşi kapitalizm tarafından jenosit politikası, şartlı refleksi pekiştirilmesi adına fonlandığı da inkâr edilemez bir gerçekliktir. Bu anlamda meselenin çözümü yerine sürekli çözümsüz bırakılarak gündemde tutulması, birileri namına problem üzerinden elde edilecek maddi rant için bulunmaz bir fırsattır. Birinci Dünya Savaş koşullarında her iki ulus için karşılıklı muhatara* (*korkutucu durum, tehlike, zarar ziyan) muhakkak ki yaşanmıştır, bunu inkâr etmek abesle iştigaldir. Son tahlilde zaman kaybedilmeden sorunların Türkiye Cumhuriyeti’nin önderliğinde açıklığa kavuşturulup meselenin tatlıya bağlanması her iki ulusun lehinedir. 

 

Tarih boyunca birlikte yaşayan her iki ulusun ekonomik gelişmesine ve refahlarının yükseldiğine barış sağlandığında tanıklık edeceğiz. Problemin çözülmesi her hâlükârda iki ulusunda avantajınadır ki o anlamda hiç zaman kaybedilmemelidir. Diğer taraftan politik demagojilerin kısır kapanında, biz diyoruz ki, "hayır soykırım uygulamadık!", birileri de diyor ki ‘’madem uygulamadınız öyleyse tamam, bunu tartışalım, birlikte sonuca varalım - ki bunu diyenler asla konunun muhatabı olamayacak kesimdir- ". Böylesine bir teklif mantıklı geliyor, "nasılsa suçlu değiliz, tartışmadan galip ayrılırız" diyorsunuz. Ancak tartışma masası kurulduğunda ki ısrarla nedense bu tartışma masası bir türlü kurulmuyor - bu bağlamda objektif tarihçilerin uluslararası deklarasyonuyla da soy kırım suçlamasının asılsız olduğu teyit edilmiştir - eşit bir tartışma şansı olmadığını görüyorsunuz. Bu aşamada şartlı refleks pekiştirmesi, emperyalist bir politika olarak yerel işbirlikçileri ile sisteme egemenlerce devreye sokuluyor ve bir bakıyorsunuz, tüm televizyonlar, gazeteler, "aydınlar" sizin Ermenileri katlettiğinizi yaymaya başlıyorlar! Kanıtları var mı? Elbette ki yok. Ama yalan bir kez yayıldı mı ve yalanı söyleyenlerin sayısı da yeteri kadar çok oldu mu, gerçeğin sesi baskılanıyor. 

 

Son tahlilde haklılığınızı vurgulamak için hayır diyorsunuz, "hakikatler öyle değil bir de biz anlatalım" diyorsunuz, ancak bir türlü kendinizi ifade edip anlatamıyorsunuz! Çünkü tüm iletişim ve propaganda kanalları size tamamen kapatılmış, aşılmaz bariyerler konulmuş durumdadır. İşte o vakit anlıyorsunuz! Aslında niyetleri gerçekçi bir tartışmayı açmak olmadığını asıl niyetlerinin sizi kendi alanlarında tuzağa düşürüp haklı davanızda haksız çıkarmak olduğunu. Şartlı refleks pekiştirme sürecin neticesinde, ulusal gururu ve hassasiyetleri yüksek insanlar bile "acaba" demeye başlıyor, "acaba gerçekten Ermenileri biz mi katlettik?". Bu bağlamda "ulusal benlikte köklü kırılmalar" yaşanıyor. Ulusal sorunlarda her alanda olduğu gibi ‘’Psikolojik Harbin’’ etkisi büyük bir süratle bir şekilde toplumsal hafızamızın kılcal damarlarına virüs gibi yayılıyor. Önüne geçilmesi imkânsız bir suçluluk psikolojisi tümden ulusal benliğe sirayet etmeye başlıyor. Daha sonra sıra Kürtlerle ilgili sorunsallara geliyor. Sizden Kürtleri tartışmanızı istiyorlar. Tartışma başlıyor ve yine kaybediyorsunuz. Bir düşünün son on yıllarda iktidarı gasp edenlerin açılım saçılım saçmalıklarıyla, son dönemde neleri tartışmaya açtık ve şimdi ülke olarak ulusal çözülmenin neresindeyiz? Bir düşünün isterseniz! 

 

Dâhili ve harici bedbahtların neo Osmanlıcı aptallığı bugün Türkiye Cumhuriyetini ve Misak-ı Milli’yi pek önemsemiyor. Kırmızı çizgileri umursamayan siyasal iktidarın ülkeyi getirmek istediği yer neresidir? Kendi ülkemizde ulusal varlığımıza ait bağımsızlığımızın özgürlüğünü hayatın her alanında kaybetmiş durumdayız. Sırada ne var? Atatürk cumhuriyetinin anayasal demokratik hukuk devleti var elbette ki İhvancı siyasal İslam’ın hedef tahtasında. Yüzyıldır yegâne hedefleri buydu. Çünkü iktidarı gasp eden Vahhabi Emevi artığı İhvancılar için önemli olan, ulusal önderleri yok etmektir. Şartlı refleks pekiştirmesinde ulusal önderler propagandasında o halde O’nun ne kadar zalim bir diktatör olduğunu tartışılmalıdır! O’nun zaaflarını tartışalım. Hatta O’nun anasını bile tartışalım. Evet, emperyalistlerin gündemindeki tuzakta, yerel işbirlikçilerinin enstrümanlarının odağında öncelikli olarak bu var. Emperyalizm ve kraldan çok kralcı uşakları size ulusal değerlerinizi "tartışın" diyorlar, "biz sizinle önderinizin anasını tartışmak istiyoruz!" sonra sıra sizin ananıza gelecek elbette ki sıra hepinizinkine gelecek diyorlar. İşte etnik psikiyatrinin şartlı refleks pekiştirmesi psikolojik harp sanatı budur! Tarihin yapraklarında hakikatin mürekkebi sonsuza dek kurumaz. 

 

Riyakâr bin bir suratlı siyasal İslam’ın ihanet dolu çirkin girişimleri, ulusal bağımsızlığımızı kazandığımız Lozan ve egemenliğimizi pekiştirdiğimiz Mondros antlaşmalarını şartlı refleks pekiştirmesi için tartıştırmaktadır! Lozan ve Mondros’un, hangi zor koşullar altında ve imkânsız denecek başarılı kazanımlarla imzalanmıştır? Onlar her iki zaferin muazzam başarısını inkârdan gelseler de gerçekler ortadadır. Emperyalist düşman askerleri İstanbul’a çıkartma yapıyor ve İstanbul’u işgal ediyor, başta tapındıkları meşhur sultanları, saltanat ve hilafetle beraber milyonlarca Türk sadece izliyor! Emperyalist bayrakları işgal edilen İstanbul semalarına çekilirken! Peki, neymiş öyleyse? Demek ki önemli olan ilk adım! Siyasal İslam’ın saltanatçı, hilafetçi emperyalist uşaklığını yapanlar sadece "işgali izlettirebilmek" başarısını gösterebilmişler koca bir ulusa. Ne büyük bir başarı değil mi? Sonradan Mustafa Kemal ve arkadaşları ‘’Çanakkale Geçilmez’’ dedirttikleri destanı yazdıkları gibi, işgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya geçerken düşman donanmasına ‘’ Geldikleri Gibi Giderler ‘’ diyecek ve bu sözünü de tutacaktır, İstanbul’un son fatihi Mustafa Kemal ve arkadaşları olacaktır. 

 

Bu durum siyasal İslam’ın bir türlü hazmedemediği büyük bir travmadır. Kanal İstanbul gibi emperyal projeyi yapma ısrarları da bu travmanın eseri olup, diğer yandan vasatın vasatı altında niteliksiz bir bedbaht haince ‘’ Çanakkale geçilmez tarihte kaldı artık, Çanakkale her türlü geçilir! ‘’ diyebilecek kadar da ahmakça alçalmıştır. İşgal yıllarında sadece bu kadarla da kalınılmamış, aynı zamanda emperyalistler tarafından bir de masa konuyor ortaya: ‘’ ülkemizi ve ulusumuzu tartışacaksınız" diyorlar ve tartışma masasında neo Osmanlıcıların tapındıkları saltanat ile hilafet efendileri emperyalistlere yalvarıyorlar! "Biraz acıyın" diye! Yüzyıl öncesine ne kadar da benziyor ülkemizin güncel durumu? Böyle lakayt bir şekilde tepkisizce seyrederek, izleyerek ve bize kodladıklarını tartışarak nereye kadar varabiliriz? Emperyalistler şu anda şartlı refleks pekiştirmesi adına psikolojik harp teknikleriyle beyinlerimize ve yüreklerimize yüzyılın çıkartmasını yapıyorlar. 

 

İşgal sürerken sergilenen tavır vardır psikiyatrik bir durumdur, yüzyıl önce İstanbul’da işgalcileri karşılayan ve onlardan " Osmanlı tokat yiyen" bir Osmanlı paşası olabilirsiniz veyahut ta Dolmabahçe sarayında kendi çıkarından başka hiçbir şeyi düşünmeden çıkartmayı izleyen bir padişah. En kötüsü de zavallı bir şekilde belki de evinin perdelerini kapatan sıradan ve suskun bir Türk. Hangisi olursa olsun ama aslında hepsi aynı kapıya ve aynı korkak silik kimliksiz kişiliğe çıkar ve sadece zavallılar gibi izlersiniz! Olup biten her şeyi... Ancak her zaman cesur biri ilk adımı atar.

 

Mehmet Akif, Çanakkale için ne diyordu? "şu boğaz harbi nedir, var mı dünyada bir eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya"...

 

CIA’nın Ortadoğu masası şefi Graham Fuller 2000 yılların başında, neo liberal kapitalist ideolojinin ana felsefesini ülkemizde hayata geçirebilmek için  ‘’ T.C. devletinin temel sorunu Kemalizm ideolojisi değişmez değerler paketi olarak yıkılmaz bir kale gibi varlığını muhafaza edip devamlılığını sürdürmesidir.’’ En çok çekindikleri işte buydu, AKP ve RTE iktidarına taşımak için bunun yıkılması gerekiyordu. CIA, MI6, Yerel İşbirlikçi Liberaller, Cemaatler ve Dönek Eski Solcular ittifakı konsolide edilerek, ortak çıkarlardan oluşan bir potada ergitilerek, bileşenler halinde hareket eden; klonlonmuş ilkel organizmalar şeklinde sporlandılar. Psikolojik harp tekniklerinin entelektüel yetersizliklerini nasyonal sosyalist faşizmin propaganda dairesi teknikleriyle, kitlesel yığınlar üzerinde ajitasyonla uygulamaya koyuldular. Burada medyaya son derece önemli bir işlevsel kurgusal görev yüklenmişti ki mutlak surette fonskiyonel açıdan ele geçirilerek,  propaganda dairesinin emrinde amaçlar doğrultusunda kullanılmalıydı. 

 

Dijital neo liberal faşizmin elitist otokratlarınca, insanların ve kitlelerin baskılanarak, psikolojik mobing altında tutularak, korku tahakkümünün esiri haline getirilmek suretiyle, fikirlerini hür iradeleriyle ifade edebilmeleri ve düşüncelerini özgürce dile getirmeleri engellenmiştir. Bir takım sorunsalları kavramsallaştırarak tartışılmasının da önüne geçilmiştir. Rasyonel aklın ürünü düşünsel sıçramanın mutlak surette engellenmesi gerekiyordu. Dijital neo liberal faşist elitler, kendi düşüncelerinin dışında kalan görüşlerin, fikirlerin var olmasına tahammül edemezler. Kitle iletişim araçları yanıltıcı ve aldatıcı araçlar haline getirilerek, sosyolojik açıdan toplumsal karartma için kullanılmaktadır. Oligarşinin ağzından çıkan her türlü söylemlere bağlı kalınarak, totaliter eğilimlerin baskın gerçekliği çarpıtılmak ve saptırılmak suretiyle, şartlı refleks koşullu güdüleme yöntemiyle kitlesel beyin yıkama benimsenmektedir. Toplumsal barış sürekli engellenmeli ve dolayısıyla sürekli tehdit altında tutulmalıdır. Dijital neo liberal faşist elitler, barışık bir toplum sosyolojisini asla istemezler. Bu anlamda her türlü faşizan baskılar her geçen gün giderek daha da artacaktır. 

 

Toplumun geleceği faşizan tehditler ile tehlike altına atılmıştır. Azınlık konumundaki liyakatsiz ve yetersiz toplumsal yapının örgütlü cehaleti, demokrasinin zararları yanlarını kullanarak, devlet erkini ve gücünü ele geçirip, meşrutiyetlerini de hukuksal açıdan yasallaştırarak çok tehlikeli oligark sınıf haline dönüşmüş ve ülkenin maddi manevi tüm değerlerini her türlü yöntemlerle de hunharca sömürmektedir. Topluma ve ülkeye onarılması imkânsız çok büyük zararlar veriyorlar. Siyasal temelli ideolojik bilimsel bir kuramın oturtulabilmesi için, rasyonel metodolojinin politik çalışmalarının eksenine, batı uygarlığının kökenlerini aldığı toplumsal uyanışın ilkelerini esas almalıyız. Derin soyut düşünmenin, ayrıntılı somut analitik tahlillerinin yapısal analizleri söz konusudur. Toplumsal taban desteğinde bütüncül ulusal güvenlikçi trendleri hissettiren eylemsel hareketlilik, özgür düşüncenin ideolojik sınırlarında, iletişim yöntemlerinden faydalanılarak demokratik bir çözüm yolu üretilmelidir. 

 

CIA ve Pentagonun Türkiye üzerinde konuşlandırılmış bulunan askeri üstleri, emperyalizmin jandarması ABD ve ağababaları küresel sermaye baronları İngilizlerin küresel istihbaratının %45 den fazlasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda ülkemizin jeopolitik stratejik konumunun emperyalizm açısından vazgeçilmez olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Emperyalizm ve hükmeden oligarklarının, evrensel hegemonyalarını pekiştiren, küresel istihbarat zafiyetine asla tahammülleri yoktur. Yerel siyasal iktidarları dizayn ederlerken, kendilerine buldukları yerel işbirlikçilerin iplerini de asla ellerinden bırakmazlar. Aksi takdirde küresel egemenliklerini tesis eden istihbaratlarının yarısını oluşturan ülkemizdeki üstlerinin kapatılmasına boyun eğmeyecek, siyasal partilerin iktidara getirilmemesi adına her türlü entrikaya, ali cengiz oyunlarına başvururlar. Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti egemenlik haklarının gaspına son verecek ve eşit koşullarda ulusal çıkarlarımızın savunulması adına, pazarlık masasına oturabilmemiz için, sahip olduğumuz stratejik kozlarımızı en iyi şekilde etkin ve efektif olarak kullanmak mecburiyetindeyiz. 

 

Amerikan ve İngiliz üstlerini derhal faaliyetlerine son verip, bu tesislerde görevli sivil ve askeri personelin de en kısa sürede tahliye edilmesini talep edip, gerekirse sınır dışı etmeliyiz. Yeni Dünya düzeninde oluşan ve değişen koşullara paralel NATO üyeliğimiz yeniden gözden geçirilmelidir. Gerek duyulması halinde, Her ne kadar? Uluslararası arenada veto hakkına sahip olduğumuz tek kurum olan NATO’nun kuruluş amaçlarının çok acil gözden geçirilmesini talep etmeliyiz. NATO’nun yeni Dünya düzeninin neo soğuk savaşına uygun şekilde yeniden revize edilmesi ve revize edilecek öncelikli alanlarda ulusal güvenliğimize tehdit ve risk oluşturan unsurları da açık ve net bir şekilde tanımlamalıyız.  Ülkemizin risk katsayısı en alt seviyeye minimuma indirgenmeli, ulusal çıkarlarımız güvence altına alınarak, NATO’nun güvenliği ile ülkemizin güvenliği mutlak surette örtüştürülerek maksimum optimizasyona uygun şekilde yeniden konumlandırılması sağlanmalıdır. Türkiye’nin savunması batının savunması için sadece batının basit bir kalkanı ve koruyucusu olmadığı açıkça dile getirilmeli, burada karşılıklı bağımlılık ilişkisi mütekabiliyet ilkesi gözetilmelidir. 

 

Nato’nun 4. Md.nin tehlike durumunda ülkemiz için devreye sokulmayacağı Suriye de yaşana savaşta net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Nato dan ortak projelerimizden kaynaklanan askeri ve teknolojik her türlü maddi kayıplarımız hasarlarımız tazmin edilmelidir. Aksi halde her durumda Nato zirvesinde aleyhimize olacak her türlü konuda veto hakkımızı sonuna kadar kullanmalıyız. Ülkemizde yaklaşık 30 adet üssü bulunan müttefik ülkelerin bizim üzerimizden elde ettikleri istihbaratları ülkemizin stratejik güvenliği açısından bizimle istihbarat paylaşımı yapmamaktalar ve konuda son derece hassas bir tutum içerisindedirler. Kaldı ki 30 adet üst ülkemiz topraklarında konuşlanmış bulunup ülkemiz topraklarını açık hedef haline getirmekte ve risk seviyesi yüksek tehdit unsuru oluşturmaktadır. Bizim ülkemizdeki üstlerini kullanarak bizim sayemizde elde ettikleri istihbarat bilgilerini ulusal çıkarlarımıza ters bir şekilde ülkemiz aleyhine kullanmaktadırlar. Hatta daha da ileri giderek ülkemiz için temel güvenlik ve tehdit unsuru oluşturan devletler ve uluslararası terör örgütlerini, Nato çatısı altında müttefik olmamıza rağmen bizim ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde kullanmaktadırlar. 

 

Bunun yegâne sorumlusu tüm kontrolünü yitirmiş olan işbirlikçi mevcut iktidarın kendisi olup, tamamen mevcut siyasal iktidarını koruyabilmek ve sürdürebilmek adına, her türlü tavizi sınırsız bir şekilde altın tepsi içerisinde, kendisini teslim ettiği, emperyalizme sunmaktadır. Mevcut iktidarın kendisi ulusal bir güvenlik sorun haline gelmiştir ki derhal emperyalizmin kontrol ve güdümünde olan bu iktidardan ülkemiz kurtulmalıdır. 21. Yüzyılın yeni dehşet dengesi ülkemizin de üzerinde ve içinde bulunduğu coğrafyada tesis edilerek tahkim edilmiştir. Güç dengesinde caydırıcılık unsuru dehşet dengesine göre oluşturulur. Üstünlük sağlamak sadece askeri anlamda değil, ekonomik gelişmişlik ve güçle de ilgilidir. Nükleer güç silahlanma yarışı, SALT II Anlaşmasına göre Stratejik Silahların Sınırlandırması kapsamında Henry Kissinger Rusları hileyle kazıklamıştır. Kissinger Çok Başlı Nükleer Balistik Füzeleri anlaşma kapsamında gizlemiştir ve emperyalizme terör dengesinde Ruslar karşısında üstünlük ve avantaj sağlamıştır. 

 

Kissinger’ın entrikasını sonradan deşifre eden Ruslar, bu durumu asla affetmediler ki bunu her fırsatta vurgulayarak, sosyolojik kökenlerinden gelen intikam ve öç alma güdüsünü dünyanın çeşitli yerlerindeki sıcak çatışmalarda ortaya koymuşlardır. Ve şimdi ülkemiz söz konusu ‘’ Dehşet Çemberinin ‘’ merkezindedir. Basiretli öngörüden uzak, uluslararası ilişkileri bilmeyen, sığı ve derinlikten yoksun, güven uyandırmayan, günlük kaypak politikalarıyla ve reel politik taktiksel stratejiden bihaber düşük profilli birileri, ülkemizi dehşet çemberinin merkezine yerleştirerek, hedef tahtası haline getirmiştir. Kanal İstanbul gibi akıldışı ahmakça projelerin dile getirilmesi ve beraberinde Montrö Boğazlar sözleşmesinin tartışmaya açılması ne kadar aptalca olduğunu anlayamayacak kadar en basit Aristo Mantığından milyarlarca ışık yılı uzakta olan kifayetsiz kadroların ‘’ Dehşet Çemberinde ‘’ ellerinde pimi çekilmiş el bombasıyla dolaşıyorlar ve yangın yerindeki ateşe ellerindeki bidonla benzin taşıyıp dökmektedirler. Ukrayna, sadece senin ailenin oyuncak dron satışı yaptığın sıradan basit bir yer değildir! Rus Ayısını kış uykusundan uyandırdığında ‘’ Dehşet Çemberinin Merkezinde ‘’ kozmik yıldız tozuna dönüşebileceğin çok tehlikeli bir yerdir! Varsa eğer biraz akıl kırıntısı onu çok iyi kullanmalısın! Akıllı olmalısın! Tarihin büyük aptalları Rus Ayısını Berlin’de gördü!!!

 

‘’ BİR ŞEYİN HAKLI OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE, O ŞEYDEN YANA ÇIKMAZSAN KORKAKSIN DEMEKTİR! ‘’ #Konfuçyüs





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI